Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

ÇOCUK BAKIMI

ÇOCUK GELİŞİMİ:ÇOCUKLARDA KENDİNE GÜVENSİZLİĞİ YENMEK

ÇOCUKLARDA KENDİNE GÜVENSİZLİĞİ YENMEK

 

 

Özgüven bir insanın mutlu ve başarılı bir hayat geçirmesi için ihtiyaç duyduğu bir kişilik öğesidir. Özgüveni yetersiz kişiler kendilerine güvenmedikleri için sorumluluk almaktan çekinirler, yapmaları gereken işlerden bir biçimde kaçmaya çalışırlar, kaçamazlarsa da içinde bulundukları durumu büyük bir gerilim haline getirirler. Kuşkusuz özgüven sadece çocukların değil bütün insanların ihtiyaç duyduğu bir duygudur; ancak kişiliğin önemli bir bölümü gibi özgüvenin de tohumları çocukluktan itibaren atılmaktadır.

Özgüven, insanın kendisiyle barışık olması, kendini olduğu gibi kabul etmesi; yani olumlu benlik algısıdır. Her insanın, bir gerçek egosu vardır; bir de olmayı istediği, arzu edilen egosu vardır. Bu iki egoyu da bilen ve bunları birbirinden ayırabilen bir kişinin benlik saygısı olduğunu söyleyebiliriz.

Bazı insanlar arzu ettikleri egoyu gerçek ego zannederler. Kendilerini olduklarından farklı görür ve göstermeye çalışırlar. Bu insanlarda gerçek benlik saygısı yoktur. Kimileri de bunun aksine kendilerini olduklarından daha değersiz, daha aşağıda algılarlar. Neticede bu iki durum da kendini olduğu gibi kabullenmemedir. Bir insanın hem olumlu yönleriyle hem de olumsuz yönleriyle yüzleşebilmesi; özgüven sahibi olduğu, benlik saygısının yerinde olduğu anlamına gelir. Özgüvenden kastettiğimiz insanın kendini yeterli görmesi değildir, insanın yeterli olduğu alanlar gibi yetersiz olduğu alanlar da vardır elbette. Yetersiz olduğu alanları da görüp bunlarla yüzleşmeye hazır olan insan kendisini geliştirebilen, kendine karşı dürüst ve gerçekçi olabilen insandır.

Özgüven Yetersizliğinde Ailenin Etkisi
Çocuklarda özgüvenin yetersiz gelişmesinin nedenlerinden biri, aşırı himayeci davranan ailelerdir. Bazı anneler çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için aşırı korumacı tavırlar sergilerler. Çocuklarını sevgi ve şefkate boğan bu anneler, çocukları hiçbir zorlukla karşılaşmasın diye her türlü işi kendi üzerlerine alırlar. Bu tip ailelerde anne çocuğun yapması gereken şeyleri yapar, çocuk adına düşünür, ona fazla yük vermez. Aslında bu iyi niyetle yapılan bir eğitim hatasıdır. Çocuğun bütün sorumluluklarını üstlenmek çok büyük bir risktir; çünkü çocuk kendi sorununu kendi çözme becerisi kazanamaz. Bu tür bir davranışa mâruz kalan çocukta “Ben yapamam” duygusu oluşur. Bu, özgüveni azaltan bir duygudur; çocuk kendisini yetersiz, güvensiz hisseder ve annesine sormadan hiçbir şey yapamaz hâle gelir.

Ailelerin özgüven konusunda verdiği eğitimde kültürel bir etkiden de bahsetmek gerekir. Bir araştırmada Doğulu ve Batılı öğrencilerin anne ve babalarının bir arada bulunduğu bir topluluğa şu soru sorulmuştur: “Çocuğunuzun girişimci ve özgüven sahibi mi olmasını mı istersiniz, yoksa itaatkar ve sadık olmasını mı?” Batı kültüründe yetişenler bu soruya, çocuklarının girişimci ve özgüven sahibi olmasını istedikleri yönünde cevap vermişlerdir. Doğu kültürüne sahip olanlarsa itaatkar ve sadık çocukları tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Bu araştırma bize kültürel kodlarımızla ilgili şöyle bir bilgi vermektedir: İnsanlar neye önem veriyorlarsa çocuklarını farkında olmadan oraya yönlendiriyorlar.

Çocuğun özgüven sahibi olması, girişimci olması aileler tarafından itaatkarlık ve sadakat aleyhine bir risk olarak düşünülebilir ama çocuğu “kuzu” gibi yetiştirmek de doğru değildir. Çocuğu ancak ergenlik çağına gelinceye kadar kendimize bağlı tutabiliriz, daha sonra dış etkilere mâruz kalması kaçınılmazdır. Çocuğun ilerleyebilmesi ve hayata atılabilmesi için riske girmesi, kendi kararlarını kendisinin vermesi, sorunlarını kendisinin çözmesi gereklidir. Çocuk bunları yapamazsa kendi kimliğini geliştiremez ve hayattan korkan, kaçan, her şeyi başkasına havale eden bir insan olur.

Çocuğu küçük yaşlardan itibaren hayata hazırlamak gerekir. Sorumluluk alabilen bir çocuk yetiştirmek isteyen aileler onun büyümesini beklemeden, küçüklüğünden itibaren çocuğa bazı küçük görevler vermeliler ki çocuk bazı şeyleri yapabildiğine, elinden bir işin geldiğine inansın. İlkokula başlayan çocuk sorumluluk almaya hazırdır. Bu çocuğa sorumluluk verilmezse çocuğun kendine duyduğu güven giderek zayıflamaya başlar. İlginç olan şu ki; küçükken çocuğuna hiçbir sorumluluk vermeyen bazı anne babalar, çocukları ileriki yaşlarda sorumluluk almayınca tepki gösteriyorlar. Oysa ki aile eğer o yaşa kadar çocuğa bazı sorumluluklar yükleyip inisiyatif vermediyse çocuğun birdenbire ayaklarının üzerinde durmayı başaramaması gayet doğaldır.

Çocuğun kendine güvenini azaltan bir etken de mükemmeliyetçi anne babaların eleştirinin dozunu kaçırmasıdır. Sürekli eleştirilen çocuk kendisini aptal, yetersiz, beceriksiz hisseder. Diyelim ki çocuk kötü bir karne getirdi, notlarının çoğu zayıf, birkaç tane de iyi var. Aileler genellikle karneye bakar, “Şu niye zayıf, bu niye zayıf?” diyerek çocuktan hesap sorarlar. Bu arada çocuğun kişiliğini eleştirmeyi de ihmal etmezler. Halbuki doğru olan “Bak, şundan beş almışsın, bundan dört almışsın. Şu zayıfları nasıl düzelteceksin?” tarzında yaklaşmak, çocuğu başarıya motive etmektir. O zaman çocuk kendisine değer verildiğini ve sorumluluk aldığını hisseder.

Çocuk yanlış bir şey yapınca onun kişiliğini eleştirmek çok büyük bir hata ve özgüven yıkıcı bir davranıştır. Onu karşınıza alıp yaptığı hatayı kendisine sakin ve kararlı bir dille anlatırsanız çocuk sizi anlayacaktır. Hatasını göstermek yerine, “Sen zaten şöylesin, böylesin” demek çocuğu yaralamaktan başka bir şey yapmaz. Çocuk ailesinin yanındayken kendini yetersiz hissediyorsa sorunu çocukta değil ailede aramak gerekir.

Çocuğun özgüvenini azaltan bir eğitim hatası da çocuğu başkalarıyla kıyaslamaktır. “Bak, filanca hep ders çalışıyor, çok başarılı. Sen niye öyle değilsin?” diye başkasıyla kıyaslanan çocuk kendini güvensiz ve yetersiz hisseder. Halbuki çocuğu kendi kendisiyle yarış yapmaya odaklamak gerekir. Nasıl ki anne baba, çocuklarının kendilerini başka anne babalarla kıyaslamasından rahatsızlık duyarsa çocuk da başka çocuklarla kıyaslandığında aynı rahatsızlığı hisseder. Anne babaların bu bilinçte olması çok önemlidir.

Ailelerin tutum ve eğitim hataları sonucu özgüvenden yoksun bırakılmış çocuklar sürekli kendilerini ailelerine kanıtlama ihtiyacı hissederler. Bunun için ya bir gruba dahil olurlar, ya okuldan kaçarlar, ya da marka tutkusu geliştirirler. Kendilerini gerçekleştirmeyi bir grup ile, marka ile yapmaya çalışırlar. Özgüvene sahip olan bir çocuk marka takıntısına girmez; çünkü bunu çok önemsemez. Anne babalar “Benim çocuğum markasız giymiyor” diyorlarsa önce kendilerini sorgulamalarında fayda vardır.

Aşırı Özgüven
Özgüven fazlalığı da kişilik gelişimi açısından doğru olmayan bir şeydir. Bu durumdaki kişi kendisine ait olmayan davranışlara girişir. Kendisini farklı bir kişiymiş gibi, olduğundan daha üstün bir kişiymiş gibi göstermeye çalışır. “Gururlu, kibirli” diye anılan bu insanlar başkalarının nazarında komik duruma düşerler. Örneğin mezarlıktan geçerken ıslık çalan insanlar vardır, onlar için “Ne kadar kendine güveniyor, hiç korkmuyor” denir. Aslında o kişi müthiş derecede korktuğu için, kendisini tehlikede hissettiği için güvenli rolünü oynuyordur. Gerçek özgüven ile özgüven rolünü birbirinden ayırmak gerekir.

Aşırı özgüven genellikle iki tutum nedeniyle olur. Birincisi yüksek motivasyondur, yani anne babanın çocuktan beklentisinin yüksek olmasıdır. Aile çocuğun yapamayacağı şeyleri hedeflerse çocuk ailesini memnun etmek için farklı görünmeye çalışır, rol yapmaya başlar. Güven rolü oynar. Ailesinin kendisinden yapamayacağı şeyler beklediğini hisseden çocuk hep streslidir, kaygılıdır, mutlu olamaz. “Ne yapsam ailemi mutlu edemiyorum” diye düşünür. Ailesinin beklentilerini karşılayamadığı için böyle bir savunma mekanizmasına sığınır.

İkinci tutum hatası ise övgünün yanlış kullanılmasıdır. Bizim toplumumuzda övgü az kullanılır, bu rağmen çoğu zaman da yanlış kullanılır. Yanlış kullanılan övgü abartılı özgüvene, fazla bir ego kabarmasına yol açar. Bunun için çocuğun kişiliğinin değil çabalarının, becerilerinin övülmesi gerekir. “Sen bir tanesin, akıllısın, dünyada eşin yok” dendiği zaman çocuğun kendini arama, kendini keşfetme, kendini geliştirme becerisi elinden alınmış olur. Çocuk kendisinin her konuda yeterli olduğunu düşünürse kendini geliştirmeye yönelik bir çabaya ihtiyaç duymaz. Övgüyü yanlış kullanmak bu anlamda çocuğa kötülük yapmaktır. Çocuğun kişiliğini değil de “Bak, ne güzel yatağını topladın, ne güzel giyindin” gibi yaptığı iyi şeyleri övmek daha doğru olur. Aksi halde çocukta hatalarını inkar etme duygusu gelişir. Kendisini sadece olumlu bir varlık gibi algılayan çocuğun benlik saygısı yanlış gelişir. Halbuki özgüven; kişinin kendini olduğundan üstün ya da aşağı değil, olduğu gibi kabul etmesi demektir.

Özgüvende Genetik Etki
İnsanın kişiliğinin % 30-40’ı genlerden gelen özelliklerin etkisiyle biçimlenir, % 60-70’i ise öğrenme ile kazanılır. Bazı kişiler genetik yapılarının da etkisiyle içe kapanıktır, bazılarıysa dışa dönüktür. İçe dönük bir kişiyi alıp da aktif, dışa dönük bir kişi haline getirmeye çalışmak insanın genetik doğasına uymadığı için sonuçsuz kalacağı gibi kişide yaralanmaya da neden olur. Dışa dönük kişiden de ağırbaşlı bir insan olmasını beklemek onun kendine güvenini azaltır. Anne babanın çocuğun genetik özelliklerine saygı duyması gerekir. Çocuğu mutlaka tuttuğunu koparacak bir insan olmaya zorlamak doğru değildir.

Aileler çocuklarında görmek istedikleri özellikleri çocuğa adeta empoze ederler. Halbuki çocuğun genetik yapısı, kişilik imkanları ailenin isteklerine müsait olmayabilir. Ailesinin istediği davranışları gösteremeyen çocuk, bunun üzerine bir de eleştiriye, aşağılanmaya maruz kalırsa daha çok içine kapanmaya, konuşmamaya, kendisini çevresinden soyutlamaya başlar, depresyona kadar gidebilir.

Bu türden meselelerde zararın neresinden dönülürse kârdır. İnsanın ruh yapısı plastiktir ve yeni durumlara uyum sağlayabilir. İnsan isterse, anne ve baba da uygun davranırsa kaç yaşında olunursa olunsun bu tür problemlere çözüm bulunabilir.

ÇOCUK GELİŞİMİ:ÇOCUKLARDA GECE KORKUSUNUN NEDENLERİ

ÇOCUKLARDA GECE KORKUSUNUN NEDENLERİ

 

 

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki 2 ile 4 yaşların arasındaki çocukların % 41 i gecede bir ya da iki kez uyanıyor veya geç uyuyor.Eğer sizin çocuğunuzda da bu tip uyku problemleri varsa unutmayın ki yalnız değilsiniz, sizinle aynı problemi yaşayan başka aileler de var!
Uyanmanın farklı sebepleri olabilir, bunları inceleyerek işe başlayabilirsiniz. Neler olabilir?

Acı veya ağrı:Çocuklarda sık sık kulak ya da diş ağrıları oluşabilir, çocuğunuzun bu ağrılardan ya da herhangi bir acıdan rahatsız olup olmadığına dikkat edin.

Kötü koşullar:Çocuğunuzun yattığı odanın uyumak için uygun olup olmadığını inceleyin, oda çok sıcak ya da çok soğuk ise bu durum çocuğun uyku düzenini etkileyebilir.Bunun dışında çocuğun susaması, altını ıslatması veya sık sık tuvalet için kalkmak zorunda olması uyku düzenini etkileyen diğer faktörlerdir.

Yalnız yatmak istemiyor:

Ayrılma Korkusu:Eğer çocuğunuz 3 yaşın altındaysa ya da sürekli sizinle yatmaya alışkınsa yalnız yatmak için sizden ayrılmasını beklemek gerçekten çok zor.Bu nedenle onu yalnız yatmaya özendirmeli ve alışmasını sağlamak için ona zaman vermelisiniz.

Kaygılar: Bazen çocuklar çeşitli kaygılara sahip olabilir, bu kaygıları ve nedenlerini anne ve babası olarak sizin bulmanız ve ortadan kaldırmanız çok önemli .Örneğin yeni doğan kardeş bu kaygıların bir nedeni olabilir, çocuğunuz kendisi yattığında kardeşine sizin daha çok zaman ayıracağınızı düşünerek yatmak istemeyebilir.

Neler yapabilirsiniz?

-Çocuğunuzun odasının uyumak için elverişli koşullara sahip olup olmadığına dikkat edin ve gereken koşulları sağlamak için özen gösterin.Hatta odası için almanız gereken malzemeler varsa ( nevresim takımı, lamba, halı.) bu alış-verişi çocuğunuzla beraber yapmaya çalışın, böylece çocuğunuzun, odasına ve yatağına daha kolay alışmasını sağlamış olursunuz.

-Gece uyanma ya da yatmama problemi olan çocuklar elbette geç uyanma problemi yaşayacaktır.Bu problemi azaltmak için çocuğunuzun her zamankine oranla erken yattığı ve erken kalktığı bir günü bulmaya çalışın ve o günü mümkün olduğunca elverişli geçirmeye çalışın.Daha sonra gün hakkında konuşun ve ona dün erken yattığın için bugün erken kalkabildin ve biz de seninle ne kadar çok zaman geçirebildik diyerek onu erken yatmaya özendirmelisiniz.

-Çocuğunuzun çok sevdiği bir oyuncağı ya da battaniyesi varsa onunla beraber yatmasına izin verin, bu durum kendini daha rahat hissetmesine neden olacaktır.

-Yalnız yatmak istememesinin bir sebebi korkuyor olması olabilir, bunu engellemek için çocuğunuza korkmaması için çeşitli ortamlar oluşturabilirsiniz.Işığı açık bırakabilirsiniz, kısık sesle yumuşak bir müzik çalabilirsiniz yada kapısını açık bırakabilirsiniz.

-Çocuğunuz geceleri sürekli uyanıyorsa bu durumun sizin üzerinizde baskı ve sıkıntı yarattığını tahmin edebiliyoruz, ancak mümkün olduğunca rahat ve sakin olmanız sizin ve çocuğunuzun bu problemi yenmenize daha çok yardımcı olacaktır.Uykusuz kalmak elbette ki büyük bir problem ama bu durumu eşinizle ortak çalışarak çözebilirsiniz.

-Gece uyandığında çocuğunuzun korktuğunu ya da endişelendiğini hissederseniz onu yalnız yatmaya zorlamayın, ilk önce onunla beraber onun yatağında yatmayı deneyin ve ona korkulacak hiçbir şey olmadığını, onun yanında olduğunuzu anlatan mesajlar verin; eğer kendi yatağında yatmamaya direniyorsa sizin yatağınızda yatmasına izin verin.Her iki koşulda da ertesi sabah bu durumu konuşarak çocuğun korkusunu anlamaya ve bu korkunun nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışın.

ÇOCUK GELİŞİMİ:ÇOCUKLARDA SALDIRGANLIK NEDENLERİ

ÇOCUKLARDA SALDIRGANLIK NEDENLERİ

 

 

ANNELER VE BABALAR İÇİN...

Hemen hemen her yuvada, her yaş grubunda, her okulda, her ailede, her mahallede çevresindekileri rahatsız eden hatta bundan açıkça hoşlanan bir çocuk vardır. Bu çocukların üstünlük taslamaları, arkadaşlarını itip kakmaları, kabadayıca, cüretkar hareketleri, hem yaşıtlarını hem de eğiticilerini ve ailelerini rahatsız etmektedir. Bu çocukların çevresindeki yetişkinler çocuğun sorununun ne olduğunu anlamaya, çözmeye çalışırken onun arkadaşlarını da zarar görmemeleri için korumaya çalışmakta ve çoğu zaman çaresiz kalmaktadırlar.

Bu güne kadar agresif çocukların kendilerine güveni olmadığı, becerilerindeki eksiklikler nedeniyle diğer çocukları kıskandıkları için problem çıkardıkları, daha fazla dikkat çekmeye çalıştıkları, sevgi ve ilgi aradıkları, belki evlerinde çok baskı altında oldukları için özellikle evin dışında bu denli agresif oldukları düşünülüyordu. Öz güven eksikliğinden fiziksel gücünü gösteriyor diye kabul ediliyordu. Bu şekilde düşünüldüğünde ise çevresindeki her yetişkin problemi çözebilmenin çocuğa daha fazla sabır ve ilgi gösterilmesi şeklinde olacağına inanarak hareket ediyordu.

Oysa ki; UCLA 'da 2000 çocuk üzerinde yapılan araştırma hepimizin ne kadar yanıldığını gözler önüne sermiş durumda... Kabul edilenin aksine, kavga, itiş kakış çıkaran, dalga geçen, sözlü alay eden çocukların çok yüksek bir öz güvene sahip olduğu, ayrıca bu çocukların arkadaşları arasında istenmeyen değil tam tersine çok popüler oldukları ortaya çıktı. Saldırgan çocukların psikolojik olarak çok güçlü oldukları da anlaşıldı.

Onlar yetişkin tepkisi alıyor olsalar da arkadaşlarının hayranlıklarını kazanarak kendilerini iyi hissediyorlar. Çünkü çocuklar hedef olan ve zarar gören çocuk yerine saldırgan olana ilgi ve hayranlık duyuyorlar. Yani her durumda güçlü olan kazanıyor. Bu çocuklarda yalnızlık, endişe, depresyon, korku, utanma gibi tepkiler görülmüyor.

Yeni bulgular ışığında saldırgan çocuğu düzeltmenin tek yolunun; ona arkadaşlarının verdiği desteği azaltmak, yaptıklarıyla övünmesine olanak vermemek, ilgiyi diğer çocukların olumlu davranışları üzerinde yoğunlaştırmak şeklinde olduğu açıkça görülüyor.
 

ÇOCUK GELİŞİMİ:ÇOCUKLARDA AŞIRI SİNİRLENME NEDENLERİ

ÇOCUKLARDA AŞIRI SİNİRLENME NEDENLERİ

 

 

“YAŞAMIMDA DOĞRU GİTMEYEN ŞEYLER VAR. KENDİMİ KÖTÜ HİSSEDİYORUM. BENİ FARKEDİN. BANA YARDIM EDİN!”

Çocuk burada kendini sözcükler yolu ile ifade edemedi için davranış yoluyla ifade etmeye çalışmaktadır. Çoğu zaman kendisi de ne anlatmak istediğini bilememektedir. Sadece çocuklar değil, gençler ve yetişkinler de zaman zaman böyle davranırlar. Okul eşyalarına zarar veren çocukların çoğu öğretmenlerin ve okul idaresinin uygulamalarına karşı “kızgın” olduklarını anlatmaya çalışırlar. Çocuğun davranışının altındaki gizli sözsüz mesaj, ne kadar acil, derin ve sıkıntılı ise davranış o kadar kalıcılığını sürdürür.

Toplum ve ebeveynler böyle davrananlara, “hangi ihtiyacından dolayı böyle davranıyor, ne hissediyor” şeklinde düşünerek bakmazlar. “Asi, uyumsuz, geçimsiz”...vb. tanımlamalarla ya uzak kalırlar ya da işe yaramayan ceza yöntemleri uygulamaya çalışırlar. Onları hiç kimse istemez. Çocuğun sadece davranışlarıyla ilgilenir ve sürekli onları düzeltmeye çalışırlar. Büyüklere çocuğun hissettikleri ile ilgilenmek yerine, onları belli bir davranış kalıbına sokmak daha kolay gelir. Öneriler, ahlak dersleri, sorgulamalar, çocuğun olumsuz davranışlarını iyice pekiştirir. Ebeveynler çocuğun içinde duyduğu sıkıntı ve acıyı bu yolla ifade ettiğini anlamak istemez çünkü çoğu zaman bu sıkıntının kendilerinden kaynaklandığını görmek istemezler. Çoğu anne-baba çocuğuna karşı hatalı davrandığını dürüstçe itiraf edemez. “Benim çocuğum kötü davranıyor, onun durumu iyi değil” yerine kaç insan “ben çocuğuma gerekli önemi vermedim, onun küçük tepkilerini bile sinirlilikle ve başımdan atar gibi geçiştirdim” demeyi tercih eder?

Hiç kimse zevk için eziyet etmez. Çocuk başkalarına zarar vermemeyi, “kimse benim canımı acıtamaz, acıtmıyor o halde ben de kimsenin canını yakmamalıyım” düşüncesini ancak temel güven duygusu gelişmişse, anne-babasına güveniyorsa oluşturabilir. Öfke ve şiddet hem çocuk hem de yetişkinler için önlenemez duygulardır. Önemli olan bunları empati ve yakınlık hisleriyle dengelemektir.

AGRESİF ÇOCUKLARDA HAKİM OLAN DÜŞÜNCELER

“BAŞKALARINA ALDIRMIYORUM. ÇÜNKÜ ONLAR DA BANA ALDIRMIYOR.”


Bebeklikten başlayan ve devam eden birisine güvenme, önemsendiğini hissetme ve bağlanma hisleri, paylaşma, şevkat duyma ve başkalarını düşünme duygularının gelişimi için temel oluşturur. Bu hisleri tatmamış çocuk, karşısındakine de bunları veremez.

“İSTEKLERİMİ, AMAÇLARIMI VE DUYGULARIMI ANLATAMIYORUM, KENDİMİ KELİMELERLE İFADE EDEMİYORUM. KIZGINLIĞIMI ANCAK HAREKETLERİMLE GÖSTEREBİLİYORUM!”

İletişim iki taraflı bir süreçtir. Dinlenmeyen, empati kurulmayan, duyguları önemsenmeyen bir çocuk, karşısındakini anlamaz, dinlemez ve kendini sözel olarak ifade edemez. Yaptığı davranışı önceden planlayarak ve sonuçlarını düşünerek hareket edemez.

“DÜŞ KIRIKLIĞINA UĞRUYORUM VE O ZAMAN DA OLUMSUZ DAVRANIYORUM!”

Çocukların her türlü ihtiyaçları karşılanırken yaşadıkları düş kırıklıkları onları olumsuz davranışa iter.

AGRESİF ÇOCUKLARA NASIL DAVRANMALIYIZ?

-Onu anlamaya, davranışlarının nedenlerini bulmaya çalışın. Dinleyin. Empatik olun. Ancak suçluluk duyarak limitsiz davranmasına meydan vermeyin.
-Cezalandırmayın. Olumlu davranışlarına yönelin. Ödül yerine motivasyon teknikleri kullanın. Teşvik edin. (“Bu gün arkadaşlarına vurmadın. Bu onlarla daha rahat oynamanı sağladı.”)
-Limitsizlik güvensizlik duygularını daha da güçlendirir. Mutlaka sınırlı seçenek hakkı tanıyın.
-Tepkilerinizi kontrol edin. Sakin kalın. Ani patlamalardan kaçının.
-Söylemek istediklerinizi kesin ve net bir dil kullanarak ifade edin.
-Sözsüz iletişim önemlidir. Davranışlarınız sözlerinizi desteklesin.
-Çocuğun hareket ve eylem yerine düşüncelerini kullanmasını öğrenmesine yardımcı olun. Ona zaman ayırın. Saptayıcı konuşun. Yorumdan kaçının. (İyi, kötü, olumsuz, olumlu yorumları yapmayın. Sadece davranışının doğal sonuçlarını anlatın ve gösterin.)
-Çocukta duygusal fikirlerin gelişmesi için destekleyici olun. Hayali oyunlar, yaratıcılığı arttırıcı oyunlar, (yaratıcı drama) onun için yararlı olacaktır. -------Agresyon durumlarında duygularını ifade etmesine yardımcı olun.
Kızgınlık ve öfkeyi her insanda olan normal duygular olarak kabul edin. Çocuk korku, kaygı, üzüntü, kıskançlık..vb. tüm duyguları insan özelliği olarak görmeli bunları olumlu yollarla ifade etmeyi öğrenmelidir.
-Çocuk size çok ters şeyler söylese bile onu dinlemeyi elden bırakmayın. İtiraz etmeyin. Öğüt vermeyin. Kendi duygu ve düşüncelerinizi onu suçlamadan net ve dürüstçe belirtin. (Sen beni üzüyorsun yerine ben üzüldüm, ben....hissediyorum gibi cümleler kullanın.)
-Çocukta düşünme becerilerinin gelişmesine yardımcı olun. Çözüm için onun da öneriler sunmasını sağlayın. Anlaşmalar yapın. Ortak bir amaçta birleşin.
-Yaptığı olumsuz davranışların telafisi için mutlaka şans verin. Nasıl telafi etmek istediğini kendisi seçsin. Siz söylemeyin. Telafiyi zorla yaptırmayın.
-Aşırı katı ve kuralcı veya aşırı musamahakar davranmayın. İki davranış biçimi de gerçek tepkilerin sergilenmesine izin vermez. Örn: Çocuğun yapmak istediği bir davranış karşısında “kesinlikle hayır yapamazsın” veya “tabi ne istersen yapabilirsin” tepkilerinin yerine, çocuğu bu davranışı hakkında düşünmeye sevkedecek sorularla yaklaşın. (bunu yaparsan neler olabilir? Daha önce yaptığında neler oldu?..vb)
-Çocuğun problem çözmesine yardımcı olmak için siz de problem çözücü davranın.
-Yüksek enerjiye sahip olan bu çocukların enerjilerini sarfetmeleri için olanak tanıyın.
-Çocuğun ihtiyaçlarını keşfetmeye çalışın. Ve bu ihtiyaçlarını giderebilmesi için uygun olanaklar sağlayın.
-Çocuğun bakımında rol alan diğer kişilerle (bakıcı-aile büyükleri-okul..vb.) işbirliği yapın. Çocuğa yaklaşım için ortak bir dil belirleyin.
-Sevecen, devamlı takviye eden, besleyen ve süreklilik sağlayan bir ilişki biçimi geliştirin.
-İlgisini çekin. Bunun için oyunlar kullanabilirsiniz. Sizinle etkileşime geçebilmesi için zorlayıcı olmadan teşvik edici davranın.

ÇOCUK GELİŞİMİ:YALAN SÖYLEME ALIŞKANLIĞI

ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME ALIŞKANLIĞI

 

 

Çocuk ilgi çekmek için yalan söyler. Kaçınma ve aldatma başta olmak üzere bütün kötü davranışların temelinde yalan söyleme vardır. Dürüst olmak, küçük yaştan kazanılacak bir özellik olduğu için çocuğuna iyi bir eğitim vermek isteyen her anne-babanın birinci önceliği onun yalan söylemeyen bir birey olarak yetişmesi için gayret göstermek olacaktır. Çocuklar, soyut kavramları algılamaya başlamaları ile birlikte aşağı-yukarı 7 yaşlarında muhakeme etmeye, 11 yaşlarında da doğru ile yanlışı bir yetişkininkine yakın şekilde ayırt etmeye başlarlar.

Yalan söyleme alışkanlığı bireyin başını ileride derde sokabilecek en kötü alışkanlıklardandır. Kişinin, çevresinin güvenini kaybetmesi ve kötü bir şekilde etiketlenmesi başka üzücü davranışlara da kapı açar. Küçük çocukların çoğu bilinçsizce yalan söyler. Bu durumda ‘Çocuktur´ deyip aldırmayınca da alışkanlık halini alabilir. Hayalle gerçeği ayırt edememek sebebiyle doğru olmayan şeyler söylemek daha çok 3-7 yaşları arasındaki çocuğun gelişiminde, bilhassa duyguların dışa vurumunda çok önemli yeri olan oyun esnasında görülür. Oyun sırasında olsun, olmasın çocuğun hayallerini ‘yalan´ olarak adlandırmaktan kaçınılmalıdır. 7 yaşından sonra çocuğun hayalle gerçeği daha iyi ayırt etmesiyle bu tür davranışlar çocukların çoğunda azalır. Ancak, bazı çocuklar hayallerinin çevrelerindekilerin ilgisini çekmesi üzerine ileriki yıllarda senaryolar üretmeye devam ederler. İlgilenen kişilere hayallerinden bahsederler.

Çocuk televizyonda gördüğü kapkaç haberlerinden, bir korku filminden veya rüyadan etkilenerek okulu katillerin bastığını ve bir arkadaşını öldürdüğünü bile söyleyebilir. Yine çocuk öğretmeninin veya arkadaşının kendisini dövdüğünü söyleyebilir. Bu gibi hayal ürünü sözler çocuğun çeşitli nedenlerle anne-babasının ilgisini çekmek istemesi veya dayaktan çok korktuğu için bu korkunun dışavurumu gibi çeşitli nedenlere bağlı olabilir. Bu korkuların nedeni araştırılmalı, aynı zamanda bir başka kişinin haksız yere itham edilmesine yol açabileceği unutulmamalıdır. Hayalci olduğu için senaryolar üreten çocukların iyi yönlendirilmesi ve hayal güçlerini resim, tiyatro, yazı gibi uygun şekillerde değerlendirecekleri şekilde eğitim almaları yalanı engellemekte etkili olmakla birlikte çocuğun üretken bir şekilde ilgi çekmesi açısından da yararlıdır. Caydırıcı önlemler alınmalı Endişe verici olan bir yalan çeşidi de çocuğun bir kazanç elde etmek için yalan söylemesi ve buna çevresindekileri inandırdığını düşünmesidir. Mesela yazılılarda iyi not alamayan bir öğrenci okulda öğretmeninin yazılı yaptığını, yazılıda 5 üzerinden 5 aldığını; ama yazılının kaybolduğunu söyleyebilir. Babasının yeterli harçlık vermediğini söyleyen çocuk dedesinden de harçlık koparabilir.
Arkadaşının eşyasını izinsiz alan çocuk bunu arkadaşının kendisine hediye ettiğini söyleyebilir. Bu şekilde davranan çocukta caydırıcı tedbirler alınmazsa bu gibi davranışlar alışkanlık haline gelecektir. Bu sebeple dikkatli bir anne-baba çocuğun hayal ürünü mü, yoksa gerçek şeyler mi söylediğini iyi anlamalıdır. Çocuğu yalana iten sebepler üzerinde durulmalıdır. Çocuk aşırı baskı altında olup korktuğunda da, çok sevgi görüp ilgi çekmek istediğinde de yalan söyleyebilir. Yalana sık başvuran veya hayal ürünü sözler söyleyen çocukları etiketlememek için her hatası yüzüne vurulmamalıdır. Çocukta neler yalana yol açar? Çocuğun hayalle gerçeği ayırt edememesi. Hikaye yeteneğini hayal ürünü olaylar anlatarak ortaya koyması. Çocuğun, korkularını hayali olaylarla dışarı vurması. Çocuğun, anne-babasının dikkatini çekmek istemesi. Arkadaşlarının ve öğretmeninin ilgisini çekmek istemesi Çocuğun, anne-babanın, öğretmenin ceza vermesinden korkarak yalana başvurması.

Kıskançlık. (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu) gibi bir sebebe bağlı olarak organik ve ruhsal bir sorununun olması. Kişilik değil, davranış hedef alınmalı Büyük zatların hayatları ve çocuk edebiyatında Çocuğa yalanın kötülüğünü, anlatan güzel örnekler çoktur. Allah´a inanan bir insanın neden yalan söyleyemeyeceği de ikna edici bir şekilde anlatılmalıdır. Bazı durumlarda çocuğun yalan söylediği çok açıktır ve bu durumda çocukla net bir şekilde konuşmak gerekir. Bunu yaparken çocuğun kişiliği değil, davranışı hedef alınmalı. Aşağılayıcı bir üslup kullanılmamalıdır. Nasihatin az, dinlemenin çok olduğu bir ortam hazırlanmalı. Her şeye rağmen yalana başvuran çocukta dürtü-kontrol bozukluğu olabilir. Bu durumda psikolojik destek sağlanmalıdır.

Çocuk bakımı:ATEŞLİ HAVALE GEÇİRMEK

ÇOCUKLARDA ATEŞLİ HAVALE GEÇİRMEK

 

Ateş vücut sıcaklığının koltuk altından 37.7 OC, makattan 38 OC üzerine çıkmasıdır. Çocuklarda ateş genellikle mikrobik hastalıklarda yükselir. Üst solunum sistemi enfeksiyonlarında (nezle, soğuk algınlığı, grip, bademcik iltihabı vb) yeni bir belirti olmadan , ilaç (ateş düşürücü, antibiyotik vd) kullanılsa dahi ateş 3-4 gün devam edebilir. 4-5. gün ateş yine düşmüyorsa tekrar doktora başvurulmalıdır. Ateş vücudun mikroplara karşı bir savunma mekanizmasıdır. Ateş vücutta mikropların üremesini engeller.

Ateşli durumlarda çocuğunuzun üzerini örtmeyiniz, mutlaka örtmek gerekirse ince bir pike veya çarşaf kullanınız. Soba, kalorifer gibi ısı yayan yerlere yaklaştırmayınız, serin bir odada tutunuz.. Ağrı kesici, ateş düşürücü ilaç; aspirin (son yıllarda bazı nadir yan etkilerinden dolayı tercih edilmemekte, özellikle suçiçeği ve kabakulakta kullanmayın) parasetamol, ibuprofen, metamizol vb. kullanabilirsiniz. Tablet, şurup veya makattan fitil (supposutuar) şeklinde eczanelerde bulunabilir. İlaçlarla düşmez ise ılık suyla (sirkeye, aspirinli limonlu suya gerek yoktur) pansuman yapabilirsiniz. Ateş yine düşmezse ılık suyla duş yaptırabilirsiniz.

Ateşli havale bütün dünyada 6 ay - 6 yaş arası çocuklarda % 5 civarında görülür. Ailevi bir yatkınlık vardır. Bir kez ateşli havale geçiren çocuk tekrar geçirebilir, çoğu zaman 6 yaştan sonra kaybolur. Genellikle kalıcı bir iz bırakmaz. Çoğu zaman bir üst solunum sistemi enfeksiyonu geçiren çocukta, ateşin hızla yükseldiği ilk saatlerde görülür. Şuur kapanır, bakışlar sabittir, yüzde el veya kollarda istemsiz ritmik hareketler olur. Hava yollarının açık tutulması (yan yatırılması gibi) , ateşin düşürülmesi gerekir ve bir sağlık kuruluşuna götürülmesi (özellikle ilk defa geçiriyorsa) yerinde olur. Ateşli havale sırasında beyinde anormal elektrik boşalmaları olur. Bu çocukların beyin dokusunun ateşe dayanıksız olduğu ve bu dayanıksızlığın 6 yaştan sonra kaybolduğu kabul edilir.

Bebekler ilk 6-8 ayda, anneden kan yoluyla aldıkları koruyucu maddeler (antikorlar) ve anne sütü sayesinde sık hasta olmazlar. 6-8 aydan sonra anneden geçen bu koruyucu maddeler azalır, bebek bunları kendisi yapmaya başlar. Bu sebepten 1-6 yaşlarda, çocuklar bir kış boyunca 3-8 kez soğuk algınlığına ( üst solunum yolu enfeksiyonu – ÜSYE ) yakalanabilirler, bu normaldir.
 

ÇOCUK GELİŞİMİ:ÇOCUKLARDA GENİZ ETİ VE TEDAVİSİ

ÇOCUKLARDA GENİZ ETİ TEDAVİSİ

 

 

Geniz eti, bademciklere benzer şekilde görev yapan bir dokudur ve burnun gerisinde yerleşmiştir. Geniz etini bademcikler gibi çocuğunuzun boğazına bakmakla göremezsiniz. Geniz eti büyüdüğü veya iltihaplandığı zaman bazı problemlere yol açabilir. Eğer çocuğunuza büyümüş veya iltihaplanmış geniz eti nedeniyle ameliyat gerekiyorsa, bazı bilgileri öğrenmeniz hem sizin, hem de çocuğunuzun hastanedeki işlemlerle ilgili endişelerini hafifletecektir.

GENİZ ETİ (ADENOİD) NEDİR?
Geniz eti, üzüm salkımına benzer şekilli ve burun ile boğaz arasına yerleşmiş bir dokudur. Geniz eti, burundan giren bakteri ve virüs cinsi mikropları yakalar ve vücudun mikroplarla savaşmasına yardımcı maddeler olan antikorları üretir.

Eğer çocuğunuzda sürekli ya da sık tekrarlayan geniz eti büyümesi veya iltihabı varsa, doktorunuz geniz etinin ameliyatla alınmasını önerebilir. Çocuklar geniz eti alındıktan sonra daha sık hastalanmazlar; çünkü, vücutta geniz eti gibi görev yapan başka dokular aynı fonksiyonları yeterince yapabilirler.

BÜYÜMÜŞ VEYA İLTİHAPLI GENİZ ETİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Geniz etinin büyümesi halinde çeşitli belirtiler görülebilir. Çocuğunuzda aşağıdaki belirtilerinden biri veya birkaçı bulunabilir:

· burundan nefes almakta güçlük
· sürekli ağızdan nefes alma
· burun tıkalı gibi genizden konuşma
· nefes alırken ses çıkması
· uyku sırasında horlama
· uyku sırasında birkaç saniye süreyle nefesini tutma (uyku apnesi)

Eğer çocuğunuzda geniz etinin büyüdüğünden veya iltihaplı olduğundan şüpheleniyorsanız doktorunuza başvurunuz.

BÜYÜMÜŞ GENİZ ETİNİN TEDAVİSİ / AMELİYAT NE ZAMAN GEREKLİ?
Doktorunuz çocuğunuzun iltihaplı geniz etini ilk önce antibiyotiklerle tedavi etmeye çalışabilir. Eğer geniz eti iltihaplı değilse, doktorunuz bir süre beklemeyi önerebilir, çünkü çocuklarda geniz etinin bir miktar büyümesi normaldir. Zamanla çocuğunuzun geniz eti kendiliğinden küçülebilir.

Doktorunuz, çocuğunuzda aşağıdaki durumlardan biri veya birkaçı varsa geniz eti ameliyatı önerebilir:

· nefes alma güçlüğü
· uyku apnesi
· sık tekrarlayan geniz eti iltihabı
· konuşma bozukluğu

GENİZ ETİ AMELİYATI (adenoidektomi) SIRASINDA NELER OLUR?
Ne kadar basit görünüyor olursa olsun, her ameliyat çocuk ve ebeveynler için genellikle korkutucudur. Onu nelerin beklediğini anlatarak, çocuğunuzun kendini ameliyata hazırlamasına yardımcı olabilirsiniz. Geniz eti ameliyatında :

· çocuğunuz, genel anestezi verilerek uyutulacaktır. Bu, ameliyatın bir ameliyathanede yapılacağı ve çocuğunuzun ameliyat sırasında bir anestezi uzmanı tarafından izleneceği anlamını taşır.
· çocuğunuz yaklaşık 20 dakika süreyle uyuyacaktır.
· cerrah, geniz etini çocuğunuzun ağzının içinden alacaktır. Geniz eti ameliyatı için deride bir kesi yapılmasına gerek yoktur.

Çocuğunuz uyanma odasında ayılacaktır. Solunum güçlüğü veya kanama belirtisi olması halinde tekrar ameliyathaneye alınması gerekebilir. Genellikle hastanede toplam kalış süresi 5-10 saat arasında olmaktadır.
 

Çocuk Gelişimi:çocuklarda orta kulak iltihabı

ÇOCUKLARDA ORTA KULAK İLTİHABI

 

 

Çocuğunuzda kulak akıntısı, işitme güçlüğü, sürekli kulaklarını çekiştirme, kaşıma, huzursuzluk gibi belirtiler varsa orta kulak iltihabı olabilir.

 

Orta kulakta sıvı toplanması ve sık kulak iltihabı, çocuklarda sık rastlanan bir durumdur. Genellikle östaki borusunun uyumsuz çalışmasına, çocukluk çağının koşulları dolayısı ile sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonlarına ve gelişmekte olan bağışıklık sisteminin yetersiz kalmasına bağlı olarak gelişebilir. Altı ay ile 6 yaş arasındaki çocukların çoğu, bir veya birkaç kere orta kulak iltihabı geçirir. Daha büyük çocuklarda orta kulak iltihabı geçirme olasılığı daha düşüktür. Eğer orta kulak iltihabı tedavi edilmezse ve uzun süre devam ederse, çocuklarda kalıcı işitme kaybı kulak zarında ve orta kulakta düzeltilmesi zor hasar oluşabilir.

Orta kulak, kulak zarının hemen arkasında bulunan havayla dolu bir boşluktur. Kulak zarı titreştiğinde, orta kulaktaki küçük kemikçikler de titreşirler ve sesin iç kulağa, buradan da sinirler yoluyla işitme merkezine iletilmesi sağlanır. Normal işitme ve normal orta kulak fonksiyonu için orta kulağın hava ile dolu olması ve orta kulak basıncının atmosferik basınç ile eşitlenmiş olması gereklidir. Burnun gerisindeki geniz bölgesi ile orta kulak arasında bulunan östaki borusu, dış ortam ile orta kulağın basıncının aynı olmasını sağlar. Esneme veya yutkunma sırasında bazen kulağınızdan gelen sesler, östaki borusunun açılıp kapanarak orta kulaktaki basınç ile dış ortam arasındaki basıncı eşitlemesi sırasında kulak zarının hareket etmesine bağlıdır.

Bakteri ve virüsler damlacık enfeksiyonu yolu ile olduğu gibi, östaki borusu yoluyla da orta kulağa ulaşabilirler. Bunun sonucunda orta kulakta iltihap sıvısı toplanır. Orta kulak iltihabı tedavi edilmediğinde veya ardarda tekrarlayan iltihaplanmalar olduğunda orta kulaktaki sıvı birikimi sürekli hale gelebilir.

Çocuklarda östaki borusu fonksiyonu, erişkinlerde olduğundan daha yavaş ve daha yetersizdir. Östaki borusunun şekli, eğimi ve boyu erişkinden çok farklıdır. Östaki borusu ya yetersiz açılmakta ya da sıklıkla, gerektiğinde kapanmamaktadır. Östaki borusunun bu uygun olmayan fonksiyonu, çocuklarda geniz etinin iltihaplanmalarında ve büyümelerinde daha da bozulur. Allerji, sinüzit, sigara dumanına maruz kalma da sıklıkla östaki tüpü fonksiyonunun bozulmasına neden olurlar. Bu durumun sürekli olması halinde orta kulaktaki iltihabi sıvı kalıcı hale gelir, koyulaşır ve zamk kıvamına erişebilir. Bu sıvı metabolik aktivite sonucu ortaya çıkan yan ürünler sebebi ile uzun dönemde kulak zarına, orta ve iç kulağa zarar verebilir. Ayrıca sıvı varlığında işitmede % 30´a varan kayıp olabilir. Bu sıvıda protein ve şeker olduğundan orta kulakta mikropların üremesi, dolayısıyla da sık sık yeni orta kulak iltihaplarının gelişmesi kolaylaşır.

ORTA KULAK İLTİHABININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Çok küçük çocuklar nerelerinin ağrıdığını, dolayısıyla kulak ağrısını da tam ifade edemeyebilirler. Orta kulak iltihaplarının çoğu, çocuğun son 10 gün içinde geçirdiği bir soğuk algınlığını takiben gelişir.

Çocuğunuzda aşağıdaki belirtiler varsa orta kulak iltihabı olabilir:
Sürekli kulaklarını çekiştirmesi ve kaşıması, huzursuzluk
İştah azalması ve uyku düzeninde değişiklik
Kulak akıntısı
İşitme güçlüğü
Ateş
Uzun süreli durumlarda ayrıca
. Denge bozuklukları, sık sık düşme, çarpma, sakarlık, yürümede gecikme
. Konuşmada gecikme, çocuğun konuşmalarının anlaşılamaması

Çocuğunuzda orta kulak iltihabından şüpheleniyorsanız KBB doktorunuza başvurunuz. Doktorunuz çocuğunuzun kulağına otoskop adı verilen ışıklı bir aletle bakacak, pnömatik otoskopi ile orta kulağı ve kulak zarının hareketliliğini değerlendirecek ve gerekiyorsa timpanometri adı verilen bir test ile orta kulak basıncı ve fonksiyonunu ölçecektir. Gerekli görülen durumlarda işitme testi de istenebilir. Çocuğunuzun kulağında tesbit edilen duruma göre uygun tedaviye başlanır.

ORTA KULAK İLTİHABININ TEDAVİSİ - AMELİYAT NE ZAMAN GEREKİR?
Cerrahi tedavi, orta kulak iltihabında ilk tercih edilen tedavi yöntemi değildir. Orta kulak iltihaplarının % 70’i kendiliklerinden, hiçbir müdahale yapılmadan iyileşirler çünki birçoğu virüslere bağlıdır veya vücudun normal bağışıklık sistemi bu enfeksiyonları yener. Bakterilerin neden olduğu orta kulak iltihaplarında antibiyotik tedavisi çoğu zaman başarılıdır.

Dekonjestanlar ve antihistaminikler grubunda yer alan ve soğuk algınlıklarında kullanılan ilaçların (burun damlası veya hap-şurup biçimlerinde), orta kulak sıvısının toplandığı durumlarda östaki tüpünü açmak ve sıvının buradan boşalmasını sağlamak konusunda hiç bir faydaları olmadığı dünya literatüründe defalarca gösterilmiştir. Özellikle ağız yolu ile alınan dekonjestanların ciddi yan etkileri mevcuttur. Ancak faydalı olacağı inancı ile sık sık ve hatalı olarak tavsiye edilirler. Faydası olmayan bir ilacın kullanımı çocuğunuzu gereksiz yere risk altına sokar ve ciddi ilaç yan etkilerine maruz bırakır. İlaç tedavisiyle orta kulak iltihabı ve orta kulak sıvısı düzelebilir. Östaki borusunun bu yaşlar geçinceye kadar yetersiz olan fonksiyonu nedeniyle yeni bir soğuk algınlığında orta kulakta tekrar iltihaplanma veya sıvı toplanması görülebilir.

Eğer çocuğunuzun orta kulak iltihabı uygun tıbbi tedaviye cevap vermezse, sıvı birikimi sürekli hale gelirse ve işitme kaybı fazla ise cerrahi tedavi önerilebilir. Tüp takma kararında şu kriterler kullanılır:
6 aylık bir dönemde 4 veya daha fazla orta kulak iltihabı olması
12 aylık bir dönemde 6 veya daha fazla orta kulak iltihabı olması
Tek kulakta 6 aydan fazla süreli sıvı bulunması
Her iki kulakta 3 aydan fazla süreli sıvı bulunması
Orta dereceden fazla işitme kaybı
Orta kulak iltihabı sırasında komplikasyon (menenjit, beyin apsesi, yüz felci gibi)
Antibiyotiklere şiddetli ve yaygın alerjisi olan çocuklarda
Yeni doğanda yüksek ateşle seyreden orta kulak iltihabı
Bağışıklık eksikliği olan bebeklerde orta kulak iltihabı

KULAK TÜPÜ AMELİYATI SIRASINDA NELER OLUR?
Ameliyatta kulak zarına küçük bir tüp yerleştirilir ve orada bırakılarak orta kulağa tüp yoluyla hava gitmesi sağlanır. Kulak tüpleri çeşitli biçimlerde olurlar ve yerleştirildikten sonra genellikle tekrar orta kulak iltihabı gelişmesini önlerler. Tüp sayesinde orta kulaktaki sıvı östaki borusu ve tüp yolu ile boşalır.
Eğer ameliyatın ne olduğunu anlayabilecek yaşta ise, çocuğunuza onu nelerin beklediğini anlatarak kendini ameliyata hazırlamasına yardımcı olabilirsiniz.

Kulak tüpü ameliyatında :
Çocuğunuz ameliyat sırasında bir anestezi uzmanı tarafından izlenir. Çocuğunuza bir maske yolu ile genel anestezi verilik ve yaklaşık 20 dakika süreyle uyutulur.
Doktorunuz, kulak zarına kulak yolu içinden ulaşır. Kulak tüpü takılması için deride bir kesi yapılmaz.
Kulak zarında yaklaşık 2-3 mm uzunluğunda küçük bir kesi yapılarak orta kulaktaki sıvı buradan çekilir.
Kulak zarında açılan deliğe 2-3 mm çaplı küçük bir plastik tüp yerleştirilir.
Genellikle hastanede toplam kalış süresi, aynı anda geniz eti ameliyatı veya bademcik ameliyatı yapılmamışsa birkaç saatten uzun değildir.

KULAK TÜPÜ AMELİYATINDAN SONRA ÇOCUĞUMA ÖZEL BİR BAKIM GEREKECEK Mİ?
Kulak tüpleri, orta kulağa hava gitmesini sağlayarak genellikle tekrarlayan orta kulak iltihaplarını önlerler. Bununla birlikte, kulak tüpü takıldıktan sonra kulak yolundan orta kulağa su girmesi ihtimali ortaya çıkar. Bu durumda, sudaki bakteri ve virüs cinsi mikropların orta kulakta iltihaba neden olması mümkündür. Bu nedenle, kulak tüpü takıldıktan sonra suyla ilişkili bazı faaliyetlerde (yüzme, banyo, duş, vs.) çocuğunuzun kulak yolunu korumanız, gerekirse tıkaç kullanmanız uygun olur. Doktorunuz kulak tıkacını nasıl hazırlayacağınızı veya ne tür bir tıkaç temin etmeniz gerektiğini açıklar.

Kulak tüpü varlığında kulak iltihabı oluşma riski azalır ancak devam eder. Kulak iltihabı anne-bablar veya bakıcılar-öğretmenler tarafından kolaylıkla teşhis edilirler çünkü kulaktan ağrısız akıntı olur. Bu durumda kulak iltihabının tedavisine antibiyotikli kulak damlası ile başlanır. 3-4 gün içinde tedaviye cevap vermezse ağızdan antibiyotikler verilir. Çok nadiren akıntı ilaç tedavisine cevap vermediğinde tüpün yenisi ile değiştirilmesi gerekebilir.

Kulak tüpü, kulak zarında genellikle 12-18 ay süreyle kalır; daha sonra kendiliğinden kulak yoluna düşer ve kulak zarında tüpün takıldığı delik kendiliğinden kapanır. Bu süreden daha önce tüpler düşebilir veya tıkanabilirler. Düşen tüp, kulak kanalından dışarı çıkmayabilir; bu nedenle tüpün kulak zarından düşüp düşmediğini göremeyebilirsiniz. Tüpün kontrolünü belli aralıklarla doktorunuz yapacaktır. Eğer tüp kendiliğinden düşmezse, doktorunuz 18 ay ile 3 yıl arasındaki bir sürede tüpün alınması gerektiğini bildirir. Kulak tüpleri, orta kulak iltihaplarının önlenmesinde oldukça etkili olmakla birlikte, tek bir uygulama kesin tedavi için yeterli olmayabilir. Tüpler ancak yerinde kaldıkları süre içinde yarar sağlar; tüp düştükten sonra iltihabın tekrarlaması halinde tüpün yeniden takılması gerekebilir. Östaki borusunun fonksiyonlarında düzelme yaşla beraber ortaya çıkar ve çocuğunuz sürekli tüp ile yaşamak zorunda kalmaz.
 

Çocuklarda Gelişim:Sinüzit Tedavisi

ÇOCUKLARDA SİNÜZİT TEDAVİSİ

 

 

Sinüsler burun etrafındaki kemikler, üst çene kemikleri ve alın kemiği içinde bulunan hava dolu boşluklardır. Bu boşluklar iltihaplandığında ortaya çıkan enfeksiyona sinüzit adı verilir. İltihaplanmanın nedeni, bakteri veya virüs cinsi mikroplardır, bazen de her iki tür birlikte bulunabilir.

Belirti ve Bulguları :
Sinüzit, belirtilerin süresi 1 aydan kısa ise akut, 1-4 ay arasında ise subakut, 4 aydan uzun ise genellikle kronik olarak gruplandırılır.
Akut sinüzit, farklı yaş gruplarında farklı belirtiler verebilir. Erişkinlerde ve büyük çocuklarda burun tıkanıklığı; sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı; gözlerin etrafında ağrı; diş ağrısı ile karışabilen yanak ağrısı; kafada basınç hissi; öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı ve kötü ağız kokusu belirtileri bulunabilir. Bazen de kuru öksürük, hafif ateş veya mide rahatsızlığı şikayetleri görülebilir.

Küçük çocuklarda da yukarıdaki şikayetler bulunabilir, ancak genellikle bu şikayetlerini iyi ifade edemezler. Hastalık, yüksek ateş ve iltihaplı burun akıntısı nedeniyle her zamankinden biraz daha şiddetli ve 10 günden daha fazla uzamış bir "soğuk algınlığı" zannedilebilir.

Subakut sinizit veya kronik sinüzit bulunan çocuklarda belirtilerin süresi bir aydan uzundur. Anormal renkte burun akıntısı, burun tıkanıklığı, özellikle geceleri artan öksürük, horlama ve uyku bozukluğu belirtileri görülebilir. Ateş, akut sinüzitte olduğu kadar sık görülen bir belirti değildir.

 

Hastalığın önlenmesi :

Günlük hayatınızdaki koşullarda küçük değişikler yaparak çocuğunuzda sinüzit riskini azaltabilirsiniz. Örneğin, kış aylarında, özellikle kaloriferli evlerde iyice kuruyan havayı, solunum yolları için ideal olan %35-%50 nem oranına ulaşacak şekilde bir nemlendirme cihazı ile nemlendirmek yararlıdır. Yaz aylarında çocuğunuz yüzme havuzuna giriyorsa, başını suyun dışında tutmasını ve derine dalmamasını tavsiye ediniz. Sigara içiyorsanız, bırakınız. Çocuğunuz allerjik bünyeliyse, allerji önlemlerine ve tedavisine her zaman özen gösteriniz.

 

Hastalığın süresi :
Çocukların çoğunda akut sinüzit ya kendiliğinden, ya da antibiyotik tedavisi ile genellikle 2-3 hafta içinde iyileşir. Kronik sinüzit bile antibiyotik tedavisi ile düzeltilebilir.

Evde uygulanabilecek tedavi :
Eğer doktorunuz antibiyotik tedavisi önerdiyse, ilaçları önerilen doz ve sürede kullanınız. Böylece sinüzite neden olan bakteri türü mikroplar tamamen yok edilecek ve tekrar sinüzite neden olacak şekilde üremeleri önlenebilecektir.

Bir nemlendirme cihazı ile oda havasını nemlendiriniz. Eğer çocuğunuz iltihaplı sinüs bölgesinde ağrıdan şikayet ediyorsa, ağrıyan bölge üzerine ılık bir havlu koyarak onu rahatlatabilirsiniz. Eğer doktorunuz onaylıyorsa, burun tıkanklığı için çocuk burun damlalarını 5 günü geçmemek koşuluyla kullanabilirsiniz.

Tıbbi tedavi :
Sinüzit, kullanma süresi 3 haftaya kadar çıkabilen ve genellikle ağızdan verilen antibiyotikler ile tedavi edilir. Doktorunuz antibiyotikle birlikte, dekonjestan maddeler içeren ve daha çok soğuk algınlığı ilacı olarak bilinen ilaçlardan da önerebilir. Allerjiye karşı kullanılan antihistaminikler, allerjik bünyeli çocuklarda yararlı olabilir.

Doktorunuza ne zaman başvurmalısınız ?
Çocuğunuzun soğuk algınlığı 10 günden uzun sürerse veya allerjisi olduğunu bildiğiniz çocuğunuzda belirtiler her zamanki ilaçlarla kontrol altına alınamıyorsa doktorunuza başvurunuz. Sinüzite ait şu belirtilerden biri veya birkaçı varsa doktorunuza başvurunuz: yanaklarda veya gözlerin çevresinde ağrı veya uyuşma hissi; sarı, yeşil renkli, kötü kokulu veya kanlı burun akıntısı; öne eğilmekle artan baş veya yüzde ağrı.

 

kaynak:www.almed.com.tr

 

ÇOCUKLARDA GELİŞİM:ÖKSÜRÜK

ÇOCUKLARDA ÖKSÜRÜK

 

 

 

Her ne kadar anne babalar için çocuklarının öksürüğünü duymak, özellikle gece uykuyu bölen öksürüklerle uyanmak üzücü olsa da, aslında öksürük vücudun normal bir savunma mekanizmasıdır. Normalde solunum yolu mukozası, üzerideki tüysü yapılar ve ürettiği mukus ile virüs, bakteri, toz zerresi gibi yabancı maddeleri vücuttan uzaklaştırır. Enfeksiyon sırasında bozulan bu mekanizmanın yerine öksürük refleksi aktifleşir. Ayrıca yabancı maddeyi atabilmek için mukus ( balgam ) üretimi de artar.
 

Öksüren Çocuğa Nasıl Yardımcı Olabiliriz?
Çocuğunuz öksürüyorsa evde alacağınız basit önlemlerin çok yararı olabilir:

Sigara İçmeyin: Çocuk olan evlerde, evin hiçbir yerinde sigara içmeyin, içilmesine izin vermeyin. Sigara dumanı, solunum yolunun koruyucu mekanizmalarını bozmakta, balgam üretimini arttırmaktadır.

Bol Su İçirin: Balgamın daha kolay atılabilmesi sıvı kıvamlı olmasına bağlıdır. Bu da en kolay, sıvı alımını arttırarak sağlanır. En iyi balgam sökücü sudur.

Havadaki Nemi Arttırın: Özellikle kış aylarında iç mekanlardaki hava kuru olmakta, bu da solunum yollarının kuruluğuna, mukus kıvamının artmasına yol açmaktadır. Havayı nemlendirmenin en iyi yolu, soğuk buhar makinesi kullanmaktır. Soğuk buhar, solunum yollarındaki iltihabi reaksiyonu çözmede daha etkilidir, böylece öksürüğü rahatlatır. Ancak çoğu çocukta görülen buharın olumlu etkisi, alerjik hırıltısı olan çocuklarda görülmemektedir.

Öksürün Çocuk Ne Zaman Doktora Götürülmelidir?
Evde yukarıdaki yardımcı yöntemlerle sonuç alamadıysanız

Öksürük giderek artıyorsa

Hırıltı varsa

Ateş yükseliyorsa, çocuk doktoruna başvurmalısınız. Özellikle doktor önerisi olmadan ezbere öksürük şurubu kullanmanın yarar değil zarar verebileceğini unutmamalısınız.