Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)
info |

ÇOCUK BAKIMI

Yazılar arşiv 08.2007 Other entries in 2007-08 resimler , videolar

AİLE BÜYÜKLERİYLE ANNE-BABA ÇATIŞMASI

Her anne-baba çocuğunu kendi doğruları çerçevesinde büyütmek ister. Bu yüzden çocuklarıyla zaman geçiren ve/ya onlara bakan diğer yetişkinlerle aralarında sorun çıkabilir. Bu yetişkinler eğer anne-babanın kendi anne ve babasıysa, bu sorunları gidermek bazen çok güçleşir. Bu sorunlar nedeniyle, anne-babalar hem çocuklarıyla, hem de kendi anne-babalarıyla çatışma içine girebilirler. Hatta, bazen bu yüzden eşler kendi aralarında bile çatışma yaşayabilirler.

Aile büyüklerinin torunlarını, anne-babanın talep ettiğinin dışında, farklı şekilde büyütmeye çalışmaları sadece kendilerinin çocuklarıyla olan ilişkilerini olumsuz şekilde etkilemez, aynı zamanda ve en çok da torunlarını etkiler. Aşağıdaki şemada, çocuğun böyle bir ortamda büyürken, ne kadar çok mesaja ve farklı tutumlara maruz kaldığını görebiliriz.

Anne-babasından ayrı, diğer aile büyüklerinden ayrı meajlar alan ve farklı muamele gören çocuk, neyin doğru neyin yanlış olduğunu karıştırmaya başlayabilir. Hangi yetişkinle, nasıl davranacağını öğrenmeye çalışırken bocalayabilir. Bu bocalama çocuğun yalnızca yetişkinle kurduğu ilişkide aksaklık yaratmaz, birçok konuda sorun yaşamasına neden olabilir. Bu tip çoğul mesajların olduğu ortamlarda büyüyen çocuk, sorunun büyüklüğüne, şiddetine ve ne kadar zaman sürdüğüne bağlı olarak çok çeşitli duygusal sorunlar ve davranış bozuklukları geliştirebilir. Bu sorunlardan bir kaçı aşağıdaki gibidir;

  • sosyal ortamlara uyumda güçlük
  • toplum içinde kurallara uygun davranmakta güçlük
  • arkadaşlarla iletişim sorunu
  • hırçınlık ve söz dinlememe
  • anne-babanın koyduğu kurallara uygun davranmaya direnç gösterme
  • kendine ve başkalarına saldırgan davranma
  • kendine ve diğer insanlara olan güven duygusunu kaybetme
  • kendi kendine karar vermekte güçlük

Çocuğun üzerindeki bu baskıyı azaltmak ve bu sorunları yaşamamak için, anne-babaların hem kendi aralarında, hem de aile büyükleriyle konuşarak, çocuğa karşı tutumlar ve davranışlar konusunda ortak bir yol izlemeleri gerekir. Çocukla birlikte olan herkes aynı şekilde düşünmek zorunda değildir kuşkusuz, ancak çocuğun ruh sağlığı açısından herkes birbirine yakın tutum ve davranışlar sergilemelidir.

Anne-babalar, aile büyüklerine saygısızlık yapmadan, onları kırmadan, çocuklarını nasıl büyütmek istediklerini mutlaka söylemeliler. Aile büyüklerinin de kendilerinin, kendi çocuklarını büyüttüklerini ve sıranın torunlarının anne-babalarında olduğunu düşünerek, bu konuda anlayışlı davranmaları gerekir.

Çocuğunuzun İştah Problemi Var mı?

 
Çocuğunuzun İştah Problemi Var mı?
 
Çocukluk döneminin en önemli özelliği “büyüme”dir. Büyüme, vücut ağırlığının ve boy uzunluğunun ölçülmesiyle izlenir. İlk yıllarda ve ergenlikte büyüme hızlı olmakla birlikte tüm çocukluk yaş grubunda büyüme devam eder. Eğer çocuk kendi yaş grubuna uygun (normal) sınırlarda büyüyor ise, bu durum onun sağlıklı olduğunu düşündürür. Büyümenin yavaşlaması veya durması ise, çocuğun sağlıksız olduğunun göstergesidir. Mutlaka araştırılmalı ve sorun belirlenerek tedavi edilmelidir.

Hayatın ilk beş yılı içinde büyümeyi etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Daha sonra hormonlar da etkili olmaya başlar. Genetik potansiyel ve geçirilen hastalıklar da büyüme üzerinde etkili olduğunu bildiğimiz diğer faktörlerdir. Beslenme- büyüme arasındaki bu gerçek ve önemli ilişki nedeniyle yetersiz beslenme durumunda büyüme geriliği beslenme yetersizliği ortaya çıkar. Daha anlaşılır olmak için çocuk zayıf ve/veya kısa boylu olur demek daha doğrudur.

Bazı durumlarda, çocuğun hem boy uzunluğu hem de vücut ağırlığı geri kalır. Başka bazı durumlarda ise, çocuğun boyu geri kalsa da boya göre vücut ağırlığı normal sınırlarda büyümeye devam edebilir. Kısaca değişik nedenlerle hem boy uzaması hem de kilo artışında sorunlar yaşanabilir. Önemli olan sorunun nedeninin kısa zamanda belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması, gerekiyorsa tedavisinin yapılmasıdır.

Büyüme, beslenme ve iştah arasındaki kuvvetli ilişki nedeniyle, iştahsızlık büyümeyi çok önemli derecede risk altına sokan bir durumdur. Bu nedenle büyüme ve iştah bozukluğu olan çocuklar bir bütün olarak değerlendirilmeli ve her hastaya bu bilimsel gerçekler doğrultusunda yaklaşım yapılmalıdır” diyen Prof.Dr. Benal Büyükgebiz sözlerine şöyle devam ediyor: “Her hasta tektir ve kendisine özgü çok önemli özellikler içerir. Sabırla, zaman ayırarak sorunun tüm detaylarını öğrenilip uygun tetkiklerle doğru tanı koymak gerekir.”

İştahsızlığın Nedenleri Nelerdir?

İştahsızlığın içinde çok farklı açılımlar vardır. Bazen kardeşini kıskanmak tek neden olabildiği gibi bazen yeme becerilerinin gelişmemiş olması tek sorumlu olabilir. Kimi zaman da mide-bağırsak sisteminin bir hastalığı iştahsızlığa neden olur. Çocuk haklı bir nedenle yiyemez ancak anne bilmediği için baskı yapar. Çocuk doğal olarak buna tepki olarak ağzını açmama, başını çevirme gibi bir davranış geliştirir. Ve ön planda biz bu tepkiyi görürüz. Bu nedenle de altta yatan neden ihmal edilebilir, gözden kaçabilir. Böylece birden fazla sayıda etken, sebep-sonuç ilişkisi içinde iştahsızlık sorununu arttırabilir. İştahsızlığın nedeni ve sonucu olan klinik durumlar bir arada düşünülmelidir. Sorunu çok yönlü değerlendirmek gerekir. Ayrıca konu içerdiği tüm disipliner özellikleriyle teknolojinin ve bilimin desteklediği bir ekip yaklaşımı da gerektirir. Bu nedenle çok özel bir konudur.”

İştahızlık Boy Kısalığına Neden Olur Mu?

Boy kısalığının önemli bir nedeni de uzun süreli yetersiz beslenmedir. Bir çocuk yetersiz besleniyorsa önce vücut ağırlığının artış hızı azalır. Daha uzun sürerse kilo alışı durur. Hatta çocuk kilo verebilir. Yetersiz beslenme durumu daha da uzun sürecek olursa boy uzunluğu da etkilenir. Çünkü önce uzama hızı azalır, daha sonra yetersiz beslenmenin ağırlığı ile ilgili olarak boy uzaması durur. İşte bu durumda bir süre sonra boy kısalığı ortaya çıkar. Yetersiz beslenme özellikle çocuğun günlük enerji ihtiyacını karşılayamaması şeklinde ortaya çıkar.

Boy kısalığı ile karşılaşıldığında öncelikle kronik hastalıkların olmadığı durumda çocuğun yeterli beslenip beslenmediği dikkatlice sorgulanmalıdır. Bu amaçla güvenilir diyet analizi yapılmalıdır. Çocuğun günlük enerji-protein gibi besin öğelerin ihtiyaçları belirlenmeli, tükettiği yiyeceklerle bunu karşılayıp karşılamadığı dikkatle araştırılmalıdır. Daha sonra da gerekli beslenme takviyeleri yapılarak bu koşulda bir süre boy uzunluğundaki artış yakından izlenmelidir. Eğer çocuk yeterli beslendiği halde boy uzamasında hızlanma temin edilemez ise, bu durumda da bazı hormon hastalıklarının varlığı araştırılmalıdır.

Yetersiz beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkan boy kısalığının en önemli nedeni çocuklarda sıklıkla ve yoğun olarak yaşanan iştahsızlıktır. Bu nedenle iştahsız çocuk, çok yakından izlenmeli, büyüme hızının geri kalıp kalmadığı dikkatlice araştırılmalıdır. Büyümenin normal sınırlarda devam etmesi durumunda, iştahsızlık çocuk için önemli bir sorun oluşturmaz. Ama büyüme geri kalıyorsa konu mutlaka uzmana danışılmalıdır.

İştahsızlığın nedeni ne olursa olsun, iştahsız çocuğun risk altında oluşudur. Bu nedenle her iştahsız çocuk, önce vücut ağırlığı ve boy uzunluğu dikkate alınarak değerlendirilmeli; beslenme yetersizliği/büyüme geriliği araştırılmalıdır. Merkezimizde çocuğa özel bir bilgisayar programı ile büyüme analizi yapılır. Çocuğun adale kitlesi ve yağ dokusu da dahil olmak üzere beslenmesi detaylı incelenir. Yine bilgisayarlı diyet analizi ile beslenmesi sorgulanır. Yeterli olup olmadığı araştırılır. Sonuçlara göre tedavisi planlanır.

Kız ve erkeklerde büyüme hızı

İlk 1 yaşta; yılda 25 cm
1 - 2 yaş arası; yılda 10 - 12 cm
2 - 4 yaş arası; yılda 10 - 12 cm
4 - 12 yaş arası yılda 5 cm büyürler

Cinsel Gelişimi


 0-1 YAŞ ARASI DÖNEM
 
Bebek, annesi tarafından emzirilirken ya da biberonla beslenirken, annesinin göğsü üzerinde şevkatle tutulması,annesinin kokusu ve güveni ona büyük bir haz verir. Bebekler,vermeye hazır ve muktedir olan birinden (anne veya anne yerine geçen kişiden) istediklerini alabilecekleri bir ilişki geliştirmek ve anneleriyle rahatlık duygularını geliştirmek ihtiyacındadırlar. Devamlı ve düzenli bakım, bebeğin güven duygusunu geliştirir. Annenin kendisini hep seveceğinden, hep isteyeceğinden, onu hiç terk etmeyeceğinden emin olma duygusu çocukta "temel güven"duygusunun temelini oluşturur. Böylece çocuk önce kendisini devamlı seven,koruyan anneye güvenir, sonra korunduğu, sevildiği için kendi benliğini sevilen, sevilmeye değer olarak hisseder. Eğer bebeğin ihtiyaçları tutarlı olarak karşılanmazsa bir güvensizlik duygusu geliştirebilir.
 
Bebek önceleri tanımadığı bir vücuda sahiptir. İlk aylarda gerilim ya da haz duygularıyla biraz vücudunu hisseder. Başkasıyla ilişki kurmaya başlayan vücudu onu mutlandırmaya başlar. Bebeğin annesinden aldığı mutluluk duygusunun yanısıra hissettiği başka mutluluklarda vardır. Örneğin doyan karnın verdiği haz, ılık banyo suyunun tene dokunmasından ve cinsel bölgelerden yayılan haz gibi. Bebekteki doğuştan varolan emme zevki, cinsel içgüdünün ilk aşamasıdır. Güçlü ağız ve tensel temas ilişkisi, bebeğe sıcaklık ve güven duygusu aşılar. Çevresindeki insanlara inanmaya başlar ve böyle yaşaması için gerekli olan cesareti gelişir. Emzik de bebek için emzirilme süresinin dışında yalnızca zevk duymasını sağlayan bir araç değildir. Memeden kesilme döneminde bebeğe kolaylık sağlar. 5. ve 6. Aylara doğru kaşıkla beslenme yoluyla oluşan anne-çocuk ilişkisi artık yeni bir aşamaya girer.
 
Doğumdan sonraki birinci yılda, bebeğin ilk cinsel uyarıları, yıkanma ve altının değiştirilmesi sırasında ortaya çıkar. Bebek bezinin genital bölgedeki baskı ve hareketi, bebeğin hoşlandığı haz verici duyumsamalardır. Bebek el ve kol hareketlerini daha iyi kontrol edebilecek kadar biraz daha büyüyünce, tesadüfen cinsel organlarına dokunabilir ve haz verici bir duygunun yeniden yaşamasını istemek çok doğal ve insana özgü olduğundan ,bebek yeniden cinsel organlarına dokunmaya çalışır. Erkek bebekler penislerini çekiştirirler, fakat kız bebekler cinsel organlarının gizli olması sebebiyle dokunmakta daha güçlük çekerler, bu sebeple kız bebeklerde cinsel organlarına dokunma daha az görülür. Bazı ana-babalar, bu cinsel ilgiden rahatsız olur ve bunun anormal olduğundan endişelenirler. Oysa bebeklerin bu davranışı tümüyle doğal, normal ve sağlıklıdır.
 

1-3 YAŞ ARASI DÖNEM
 
Bu dönemin en belirgin özelliği çocuğun istemli hareketleri yapabilme yeteneklerini kazanmasıdır. Çocukların gözlenmesi ile çocuğun alma-atma, tutma-bırakma gibi birbirinin karşıtı istemli hareketlerde kontrol kazanmaktan büyük bir haz aldığı görülür. Oysa bu kadar hareketli duruma gelen çocuğu çevre haklı olarak kısıtlamaktadır.,yine çevre çocuğu tuvalet eğitimine alıştırmak çabasındadır. Bu çocuğa kendi sfinkterlerini başkalarının isteğine bağlı olarak "tutmayı" ve "bırakmayı" öğretmek demektir. Kısaca anne ve diğer büyükler çocuğun kendi tutma-bırakma hazzına karışmakta, onun bu serbest seçimine egemen olmaya çalışmaktadır. Sabırlı, sevgi dolu anne veya diğer büyükler çocuğun kendi sfinkterleri üzerinde kontrol kazanmış olmasını, belirttikleri sevinç işaretleriyle ödüllendirlerse, yalnızca kendi akıllarına geldiği zaman ve yerde değil de çocuğun zaten bu gereksinimi duymuş olabileceği zaman ve işaretlere göre tuvalet eğitimi uygularlarsa ,çocuğun tutma-bırakma hazzına doğrudan karışmamış olurlar. Çocuk, bu kontrol yeteneğini kazanması ile çevrenin kendisini daha özerk, daha yeterli insan olarak gördüğünü hisseder. Böylece tuvalet eğitimi bu çocuk için bir sorun olmadan rahatça çözümlenir.
 
Çocuk genellikle 20 aylık olduktan sonra tuvalet eğitimi için yeterli olgunluğa ulaşmaktadır. Buna rağmen bu olgunluğa bazı çocuklar 18.ayda, bazıları 24.ayda ulaşabilirler. Bu nedenle çocuğun bir yaş dolaylarında olduğu dönemde tuvalet eğitimine başlamak son derece sakıncalıdır. Tuvalet eğitimine başlamadan önce mesane kontrolü, bedensel olarak hazır olup olmadığının değerlendirilmesi önerilmektedir.
 
Çocuk daha bu kontrolü kazanmadan, yürüyüp serbestçe hareket etmeye başlamadan, onu erkenden tuvalet eğitimine zorlayan titiz çevreler veya sabırsız,aceleci, baskılı şekilde çocuğun idrar veya dışkısını kendi düşündükleri yer ve zamanda yapmasına çabalayan erişkinlerle karşılaşan çocuk, kendi içinde çift isyan ve yenilgiyle karşılaşır. Hem kendi anal içgüdülerine karşı güçsüz duruma gelmiş hem de dışındaki kimselere yenilmiştir. Her iki durumda da çocuk gerginlik içindedir. Bu gerginlikten kurtulmak için bilinçdışı savunma mekanizmalarına sığınır, örneğin ya bir öncki bebeklik dönemine geriler, yeniden bebekliğin bağımlı özelliklerini sürdürmeye başlar ya da erişkinlerin kendini kontrol etme çabalarına boyun eğer, sanki kimsenin eline koz vermek istemiyormuş gibi kendini aşırı bir kontrole zorlar. Bu durumda çocuktan düzenli ve temiz olması bekleniyorsa aşırı düzenli, titiz, temiz duruma gelir. Böylece kendisinden istenenleri fazlasıyla yerine getirmeye çabalayan, kendi aşırı kontrolünde doyum arayan titiz bir kişiliğin temelleri atılır. Ya da bütün bu disiplin ve baskılara karşı inatçı, hiçbir kontrol ve kural tanımayan,isyankar kişilik gelişir.

 

3-6 YAŞ ARASI DÖNEM
 
3-6 yaş döneminde çocuk dokunma yoluyla kendisini ve cinsel organlarını tanımaya başlar. Çocuğun cinsel organlarını elleyerek tanımaya çalışması çoğu kez büyükleri çok rahatsız eder. Çocuğa karışarak "dokunma,yapma", "ellersen kötü olur", erkek çocuklarda "keserler,kopar,çürür" şeklinde yanlış yaklaşımda bulunurlar. Bu gibi hatalı sözler çocuklarda korku, endişe ve utanma duyguları yaratacağından , son derece sakıncalıdır.
 
Dokunma yoluyla cinsel organını keşfeden çocuk zamanla tesadüfen zevk almaya başlar ve bunun sonucunda mastürbasyon yaptığı görülebilir. Küçük çocuğun rastlantı sonucu kendini tatmin etmesi normaldir ve zararlı sayılmaz. Sıkça başvurulan bu cinsel uyarılma türü annelerin sandığı ölçüde korkulacak bir durum değildir. Bebekliklerinde çok uzun süre kendi başlarına bırakılan çocuklarda bu duruma daha sık rastlanır. Canı sıkılan, sevgi ve ilgi eksikliği duyan, bilişsel açıdan uyarı ve doyumdan yoksun kalan çocuklar, kendilerine haz ve doyum sağlayan tek kaynak mastürbasyon olduğu için devamlı masturbasyon yapma ihtiyacını hissederler. Çocuğu korkutup yıldırmakla bunun önüne geçilemez. Olsa olsa gizliliğe zorlanır. Onu korkutmadan ve konuya değinmeden başka bir şeyle oyalayarak dikkatini başka bir yöne çekmek genellikle yeterli olur. Bir saplantı şeklinde olursa, çocuk için evde-okulda nelerin eksik olduğu bulunmalı, bu doyumsuzluk ve çatışmaların nedenlerin aranmalı ve bunların giderilme yolları aranmalıdır. Bu amaçla uzman denetiminde aile yönlendirilerek, olumsuz, yakın çevre ortamı yeniden düzenlenebilir.
 
Çocuklar,cinselliklerinin farkına vardıkları 3 yaşından itibaren, zaman zaman ana babalarını şaşırtıp, zor duruma düşürecek sorular sorarlar. Doğru olan, bu soruları doğal karşılayıp, anında çocuğun yaş ve gelişim seviyesine göre fazla detaya inmeden yanıtlamaktır.
 
Çocuk cinselliği anlamaya çalışırken ilk önce fantezilerden yola çıkar. Bunu hipotezler evresi izler. Şüphesiz bu evrede yine fantezilerin izi vardır. Hipotez yaratıcıları belirli bir yaştan önce üremenin sindirim sistemi ile olduğunu düşünürler. Açıklamalar şöyledir: Anne çocuğu olsun diye ilaç ya da küçük bir tanecik içer ve ya (babanın rolünü katmak için) babanın idrarını içer. Diğer bir hipotez, çocuğun anüsten çıktığıdır. Bazen yetişkinlerde bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler de bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler,çocuğun anne kalbinde büyüdüğünü söylemekle annenin çocuğunu ne kadar sevdiğini vurguladıklarını düşünürler. Bir yerden sonra,çocuğun cinsellik ile ilgili hipotezlerine mantık katılır. Çocuk çevreden aldığı bilgileri rasyonalize eder. Bu bilgiler,parça parça, yanlış ya da çelişkili bilgilerdir. Çocuk yetişkinden bunların doğru olup olmadığını öğrenemediği için, kendi olanakları, mantığı ve duyarlılığı ile çözmeye çalışır.
 
Çocuğa "nereden geldiği" konusunda bilgi verme yasağı kimi zamanda susarak gösterilir. Bu yasak o kadar ağırdır ki,çocuk, soru sormaması gerektiğini bilinçsizce hissedebilir. Sorusuna cevap aldığı kimi zaman, ana babanın konuşma biçimleri,esrarlı ses tonlarıyla kendilerini anlatmada serbest olmadıklarını ortaya koyar. Bu tavır çocuklarca, "Bununla ilgilenmek yasaktır!"diye anlaşılır. Bu da, çocukların meraklarını iki kat arttırır, araştırmalarını derinleştirir. Ama ne yazık ki, yapılanlar hep bir hata duygularıyla karışır. Cinsel bilgi konusunda yardımsız olan çocuk, sonuçta doyumsuz bir merak edinir ve suçluluk duygusuyla yüklenir. En kötüsü cinsel olayların pek güzel bir şey olmadığı, bu yüzden ilgilenilmemesi sonucuna varır. Sonuçta ilgilenilen konunun yasak,pis ya da günah olduğu inancı yerleşir. Bilinçaltına itilen bu inanç, birçok yetişkin insanın hayatını etkiler. Çünkü , böyle yasak bir atmosferde hata ve utanç kavramlarıyla gelişen cinsel hayat,meraklar ve normal ihtiyaçlar,kişiyi ilerde kuracağı evlilikte güzel,sağlıklı,mutlu bir fizik ve sevgi kavramına götüremez.
 
Sözel bilgi, çocuğa bir şey saklandığı izlenimini vermemelidir. Basit, kesin, somut bilgi zihni karıştırmaz. Sözel bilgi verirken önceden hazırlanmış düşüncesi yaratılmamalıdır. Gebelik ve doğum gibi olaylardan dikkatle söz edilmelidir. Bu konuda annenin bilgi vermesi daha uygundur. Doğumun acı veren yönü üzerinde durmak yerine,anne olmanın güzelliği ve sevinci anlatılmalıdır.
 
Üç yaşına doğru, çocuklar kız-erkek ayrılığını sezip incelemeye koyulurlar. Kız çocuk, erkek çocuğun cinsel organı ile daha erken ilgilenmeye başlar. Kendinde olmadığı için üzüntü duyar ve bunu açığa vurur. Buna tanık olan yetişkinin canı sıkılır. Oysa açıkça dile getirilen duygular için rahatsız olunmamalı,gereken açıklama yapılmalıdır. Açıklama: "Kadının çocuk dünyaya getirmesi için böyle bir yapıya ihtiyacı vardır"dan daha karmaşık olmamalıdır. Erkek çocuk,kendi cinsel organından gurur duyar. Bu sebeple, kız çocuğununkiyle ilgilenmez, çünkü bunu bir eksiklik olarak görür. Bu olaylara çevre aşırı önem vermezse çevrede vermez.
 
Sonuç: Cinsel eğitim ne çok erken, ne de çok geç olmalıdır. Çocuğun gelişim düzeyine uymayan bilgi, güçlük yaratır. Çocuğa istendiği anda basit, kısa, gerçek, endişesiz cevap verilmelidir. Çocuklar bu cevapları unutabilirler,fakat yinelemek gereksizdir. Bilgilerin içselleşmesi için belirli bir zaman gereklidir. Çocuklara verilecek cinsel eğitimde sabırlı ve hoşgörülü olmak, endişeye kapılmamak, onun seviyesine inmek ve olası değişik söz ve davranışları olgunlukla karşılayıp, çözmeye çalışmak, çocuğun gelecekteki cinsel yaşamının mutlu ve sağlıklı olması bakımından son derece önemlidir.

 

Kardeş İlişkileri

Kıskançlık, sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır. kıskançlığın içgüdüsel yani doğuştan getirdiğimiz genlerimize şifrelenmiş olduğu ileri sürülmektedir. Yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilir. Bu duyguyla ilk tanışma iki yaş civarındadır. Doğal, evrensel ve insanı oldukça mutsuz eden bir duygudur. Önemli olan ne boyutta yaşandığıdır. Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha az sevildiğini düşünmeye başlar. Özellikle küçük çocuklarda yeni doğan kardeşi kıskanma kimi zaman yaşamı etkileyecek ve davranış bozukluğuna neden olacak derecede yoğun yaşanabilen bir duygu olabilmekte ve yardım gerektiren bir hal alabilmektedir.

NEDENLER:

*Doğal bir duygu olan kıskançlık sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten kaynaklanır. O ana kadar kendine yöneltilen ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltilmesinden doğan rahatsızlık en temel nedendir. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında ana babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye başlar.

*Kardeşler arası kıskançlığın derecesi, yeni bir çocuğun doğumuyla anne babanın tutumunda olan değişikliklere, büyük çocukla ebeveyn arasında yerleşmiş olan ilişkiye ve çocuğun bebeğe olumsuz bir etkide bulunmasına göz yumma hoşgörüsüne bağlıdır.

* Kıskançlık derecesinde rol oynayan bir başka etken de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın görülme sıklığı, yaş farkı fazla olanlara oranla biraz daha yüksektir.

*Dışarıdan insanlarla akrabalarda bazı olumsuz düşüncelerin doğmasına neden olabilirler. Kendisinden büyük bir kız kardeşi olan çocuğa saçlarının neden ablası gibi kıvırcık olmadığını sormak, ablaya da kardeşinin boyunun onu yakaladığını ve yakında onu geçebileceğini söylemek (sanki bunlar kötü bir şeymiş gibi) hem gereksiz hem de olumsuz etkileri olan yaklaşımlardır. Çocukların birbirleriyle rekabete girmelerini, kızgınlık duymalarını sağlayabilir.

*Cinsiyete göre de bazı farklılıklar yaşanabilir; çocuk kız ve doğan kardeş erkek ise, ana-babanın kendi cinsiyetinden hoşnut olmadığını düşünebilir. Ailelerin cinsiyete ilişkin tercihi varsa ve bunu yansıtıyorlarsa, cinsiyete göre kıskançlık yaşanması kaçınılmaz hale gelir.

*Bazı çocuklar mizaçlarından dolayı daha kıskançtır.

BELİRTİLER:

*Kardeş kıskançlığı, kendine acıma, üzüntü, küçük düşme korkusu, can sıkıntısı, öfke, nefret ve intikam alma düşüncelerinin yanı sıra sevgi, koruma ve yakınlık hissetme isteği gibi karışık duyguların bir bileşiminden oluşmaktadır. Bu duygulardan en etkili olanları öfke, kendine acıma ve üzüntü duygularıdır.

*Çocuk o güne kadar evde kendisi ilgi ve sevgi odağıyken birden ikinci plana itilmiş gibidir. Artık anne babasının ve diğer yakınlarının sevgi ve ilgisini kardeşiyle paylaşmak durumundadır. Sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içe kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir.

* Kabus gördüklerini, çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine gerileme görülebilir.

* Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler. Kendine ya da eşyalara yönelik saldırgan davranışlarda bulunabilirler.

*Evden ayrılmayı reddetmeyle birlikte (Örn: okula gitmek istememe) baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler, (emin olmak için fiziki muayene yaptırılmalıdır) huzursuzluk, isteksizlik ve diğer stres belirtileri sık sık gözlenebilir.

*Yeni bir kardeşin doğumu çocukta ilgi ve koruyuculuk, sıkıntı ve kıskançlık gibi çelişkili duygular yaşanmasına neden olur. Artık eskisi kadar sevilmeyeceği korkusu daha anne hamileyken başlayabilir. Son aylarda annenin yorgun, isteksiz ve yeni gelecek kardeşin hazırlıkları ile uğraşıyor olması çocuğun huysuzlaşıp, anneden ayrılmak istememesine neden olabilir.

*Bazı çocuklar kıskançlık duygularını açıkça ortaya koyarak kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma, "ondan nefret ediyorum" deme gibi davranışlar gösterirken bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterir, bu davranışın altında çoğu zaman ana-babanın sevgisini kaybetme, tepki görme korkusu yatar.

*Anne babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama yaşanabilir.

ÖNERİLER:

*Kardeşi doğmadan önce ona anlayabileceği bir dilde aileye yeni bir üyenin geleceği, evdeki ortamın her zamankinden daha heyecanlı ve karışık olabileceği, örneğin eve sık sık misafirlerin gelip gideceği, annenin hem yorgun olacağı hem de bebekle daha çok vakit geçirmek zorunda kalacağı, çünkü küçük bir bebeğin gereksinimleri olduğu ama aynı şeylerin o doğduğunda da yaşandığı ve her şeyin zamanla tekrar düzene gireceği anlatılabilir. Böylece çocuk psikolojik olarak daha hazırlıklı olacaktır. Bunları anlatmak için son ana kadar beklenmemelidir.

* Öncelikle rahatlayın, çocuklar etraflarındaki yetişkinlerin davranışlarından etkilenirler. Büyük çocuğunuzun kardeşine nasıl tepki göstereceği konusunda endişeliyseniz çocuğunuzda gergin olacaktır.

*Çocuğa somutlaştıramayacağı sözler söylemeyin. "Sakın endişelenme seni de bebek kadar seveceğiz" cümlesi iyi niyetli olsa da çocuğun anne babanın sevgisi için kardeşle yarışmasına yol açar.

*Hamilelik döneminde babası ya da başka bir aile üyesi (anneanne, babaanne) büyük çocuğun bakımıyla ilgili yemek yedirme, banyo yaptırma, uyutma gibi işlere başlayabilir. Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmez ve yaşantısının değiştiği fikrine kapılmaz.

*Anne baba aralarında işbölümü yaparak, anne yeni bebekle ilgilenirken babanın diğer çocukla ilgilenmesi çocukta kendisiyle de ilgilenildiğini hissetmesini sağlar.

*Anne babanın çocuğa kardeşin doğdu ama senin dünyanda değişen bir şey yok, sana olan sevgimizde bir azalma yok mesajını sadece sözcüklerle değil davranışlarla da iletmelidirler. Bu da ancak çocuğa zaman ayırmaya devam ederek onunla konuşarak, onunla ortak faaliyetlere girerek ve ona sorumluluk vererek olur.

*Kıskanan çocukla mümkün olduğunca nitelikli zaman geçirilmeye çalışılmalı, daha önce yapmaktan hoşlandığı alışkanlıklarını gerçekleştirmesine olanak verilmelidir. Yeni gelen kardeşle birlikte önceden gerçekleşen oyun parkına gitme, akşam yemeğinden sonra hikaye okuma gibi etkinlikler birden bire son bulmamalıdır. Bu sayede çocuk statü kaybına uğramadığını farkederek özgüvenini yitirmeyecektir.

* Yeni doğan bebeğe aşırı sevgi gösterisinde bulunmak yerine, var olan sevgiyi ilk andan itibaren paylaştırabilmeyi hedeflemek daha doğru olacaktır. Bebeğe sevgi gösterdikten hemen sonra panik içinde çocuğa da aynı şeyi yapmaya çalışmak doğallığın kaybolmasına ve çocuğun kendisinin zorla sevildiği gibi yanlış bir fikre kapılmasına neden olacaktır.

*En iyi niyetli misafirler bile sadece bebekle ilgilenip büyük çocuğu unutma eğilimi içindedirler. Yakınların yalnızca bebekle ilgilenmemelerini, büyük çocuğa da alışık olduğu tarzda ilgi ve sevgi göstermelerini söylemek, "Kardeşin doğunca senin pabucun dama atıldı" gibi sözler söylememeleri konusunda uyarmak işe yarayacaktır.

* Bebek için söylenen "Ne kadar yaramaz, sürekli ağlıyor ve beni yoruyor oysa ben seni daha çok seviyorum" gibi bir cümle çocuk tarafından inandırıcı bulunmayıp, tam tersine onu kandırmayı istediğiniz inancı verebilir. Bu da en başta çocuğun size olan güvenini zedeleyecektir.

*Bebeğe sürekli "bebek" demek yerine doğrudan adını söylemeye başlamak bebeğin bir nesne değil de canlı bir varlık olduğunu anımsatacaktır. · Bebeğe "benim" değil "bizim" diye başlayarak hitap etmek ve "Sessiz ol, kardeşin uyuyor" gibi sözlerle çocuğun yaşantısını bebeğe göre ayarlamak kıskançlığı tırmandıracaktır.

*Aşırı kaygı içeren tavırlarla çocuğu bebekten uzaklaştırmaya çalışmak, yapılabilecek en büyük hatalardan biri olacaktır.

*Kıskanmasın diye çocuğa aşırı hoşgörü göstermek durumu kötüleştirecektir. Örn: Önceden yalnız yatan çocuğun anne babasıyla yatmasına izin verilmemelidir. Çocuğa kıskanmasın diye gösterilen aşırı ilgi, bu seferde kardeşinin onu kıskanmasına neden olabilir.

*Bebeğe zarar vermesine izin verilmeyeceği kesin bir dille anlatılmalıdır.

*Çocuk kardeşinin canını yaktıysa, görünüşte çok kötü olan bu davranışın gerçekte bebeğe zarar vermek için değil, bir parça düşmanlık içeren bir incelemeden başka bir şey olmadığını bilin. Burada önemli olan aşırı tepki göstermemek, kibarca reaksiyon gösterip sinirlenmeden (yoksa sizi sinirlendirmek için bu davranışı tekrarlayabilir) uyarıda bulunmaktır. Çocuk mesajı alsa da almasa da iki kardeşi yalnız bırakmamak doğru olacaktır. (Beş yaşına gelene kadar çocuklar zarar verip vermediklerini kavrayamazlar.)

* Bebekle ile ilgili işlerde çocuktan yardım istenebilir. Örneğin bebeğe isim seçme, biberonunun soğutulması, oyuncak ya da giysi seçimi, bebek odasının düzenlenmesi gibi konularda büyük çocuğun katılımı sağlanabilir.

*Kardeşe yönelik olumsuz duyguları reddedip, önemsememek yerine, onları kabul edip, tanımaya çalışın; "Anne, hep bebekle ilgileniyorsun." "Hiç de değil, daha biraz önce sana kitap okumadım mı?" demek yerine "Bebeğe bu kadar zaman ayırmam pek hoşuna gitmiyor." diyerek "Hayır, hiç hoşuma gitmiyor." diyerek duygularını ifade etmesini sağlayabilirsiniz.

*Kardeşler arasındaki karşılaştırmalardan kaçının. Ancak çocuğunda bir zamanlar küçük bir bebek olduğu, aynı bakım ve özenin kendisine de gösterildiği çocuğa anlatılabilir. Çocuğun küçülmüş giysileri, bebeklik fotoğrafları gösterilerek, o bebekken yaşanan anılardan ve onun sevimli hallerinden bahsedilerek kendini daha iyi hissetmesi sağlanabilir.

*Kardeşiyle ilgili karışık duyguları olan çocukların konu edildiği öyküler anlatmak, anne ya da babanın kendi kardeşiyle ilgili ilk hislerini paylaşması, çocuğun duygularını anlaması ve ifade etmesinde fayda sağlayabilir.

*Kardeşini sevmek zorunda olduğu söylenmemeli, "Sen artık ablasın" diyerek, yaşının üzerinde olgunluk bekleyip onun da hala çocuk olduğu unutulmamalıdır.

*Bebeğin gelişiyle birlikte 4-5 yaşlarındaki çocuğu ana okuluna göndermek doğru değildir. Bu durum kardeş kıskançlığını körüklediği gibi çocukta okul sendromunun gelişmesine ve çocuğun içine kapanık ya da saldırgan olmasına yol açabilir.

*Sevginizin eşit olduğunu göstermeye çalışmak yerine; her çocuğa, birbirinden ayrı olarak, sadece kendisine özel bir sevgi duyulduğunu göstermek daha doğru olacaktır.

*Eşit zaman ayırmaya çalışmak yerine, her çocuğa kendi gereksinimine göre zaman ayırmak gerekir. Bebeğin henüz kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar küçük olduğunu dolayısıyla daha çok ilgiye ihtiyacı olduğunu belirtilmelidir .

*Her şeyin eşit olmasına değil, adil olmasına çalışılmalıdır. Örneğin, üç kardeşten ortanca çocuğun "Ahmet'lere kardeşim gidiyor, ama ben gidemiyorum, bu adil değil" şeklinde gösterdiği tepkiye "Kız kardeşinle geçimsizliği sürdürdüğün ve ona vurduğun için Ahmet'lere sadece ağbin gidebilir" biçiminde bir yaklaşım uygun olabilir.

*Kardeşinin giyebileceği, ona küçük gelen giysileri ve oynayabileceği oyuncakları beraber ayırmak işe yarayabilir, fakat vermek istemediği şeyler konusunda onu zorlanmamalıdır. Kendine ait sevdiği bir şeyin kardeşine verilmesi çocuğu üzebilir ve kıskançlığını arttırabilir.

*Ailenin bütün olduğu duygusu herkes tarafından hissedilmelidir. Bunun için bütün ailenin birlikte yapabileceği, gezinti, piknik, alışveriş, film izleme gibi etkinliklere yer verilmelidir.

*Anne-baba çocukla mümkün olduğu her fırsatta birebir iletişime geçerse, birlikte ortak faaliyetlerde bulunurlarsa, çocuğa kardeşiyle ilgili ve evle ilgili küçük sorumluluklar verilirse çocuk kendini hala güvende ve hala sevilen, önem verilen bir kişi olarak hissedecektir.

*Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratın.

* Çocukların kavgalarında hakem rolünü almayın. Ana babalar çocukların tartışmalarına katıldıkları zaman çocukların her biri ana babasının diğerinin tarafını tuttuğunu düşünür. Bu da rekabetin yoğunlaşmasına yol açar. Büyük kardeş anababanın koruyucu desteğini sağlayabilen küçük kardeşten nefret eder. Anababa ne kadar yansız olmaya çalışsa da işe yaramaz bu nedenle kardeşler anlaşmazlıklarını kendileri çözmelidir. Fiziksel şiddetin olmadığı durumlarda ana babanın araya girmemesi sorunun çözümünü kolaylaştırır.

*Dikkatinizi hemen, sorun çıkaran çocuğa yönetmek yerine, zarar gören çocukla ilgilenmek, kardeşi "mağdur, ezilen" olarak nitelendirmemek gerekir.

* Kim başlattı sorusunu sormaktan kaçınılmalıdır. Çünkü olayı kimin başlattığını öğrenmeye çalışmak çocukların birbirini suçlamasına neden olur. Her bir çocuğun kavganın çıkmasında aynı derecede suçlu olmasından yola çıkarak sonuçlarına eşit şekilde katlanmaları sağlanmalıdır.

* Çocukların kavga etmelerine mümkün olduğunca izin verilmemelidir. Çünkü çocuklar kavga ettikçe deneyim kazanırlar. Kavga ettiklerinde de seçenekler sunulabilir yada iyi geçinme kuralları koyulabilir. Böylece kavga ettikleri ve iyi geçindikleri zaman sonucun ne olacağını bilirler. (İyi geçinirseniz ev kuralları dahilinde istediğinizi yapabilirsiniz. Kavgayı kim başlatırsa başlatsın önemli değil. Ya iyi geçineceksiniz yada lunaparka gitmeyeceksiniz.) Kuralı bozanlara ders vermek amacıyla bir iş vermek hem onların yanlış yaptıkları bir olayı düzeltmelerini hem de olumlu bir davranışta bulunmalarını sağlayabilir.

*Kardeş çatışmasına engel olmanın tek yolu tek çocuk sahibi olmaktır. Çünkü iki yada daha çok çocuğun aynı ortamı paylaşması kaçınılmaz olarak çatışma yaratır. Kardeş kavgasına neden olan zaman ve ilgi konusu ortadan kaldırılamayacağına göre çocuklara kavga etmeyin demek çok etkili değildir. Bunun yerine çocuklar iyi geçinme konusunda yüreklendirilmelidir. Ne kadar iyi anlaşıyorsunuz gibi cümleler çocuğu yüreklendirir ve sizin övgünüzün hakkını vermeye yönlendirir. Ayrıca çocuğun daha çok küçükken paylaşmayı öğrenmeye başlaması kardeşi olduğunda çok fazla bocalamasını engelleyecek, paylaşamamaktan doğan çatışmaları azaltacaktır.

* Kardeşler arasındaki kıskançlık ve geçimsizlik ne kadar yoğun olursa olsun birbirlerinden ayrı kaldıklarında çok özlerler. Bu durum, ilişkilerinin bazen çok bozuk olduğunu düşünseniz de aslında birbirlerini çok sevdiklerini açıklar.